Gönderen: tkececi | 2010/10/30

İSTEMENİN KAYNAĞI NE? İSTEYEN BİZ MİYİZ?


İSTEMENİN KAYNAĞI NE? İSTEYEN BİZ MİYİZ? SİNİRBİLİMİN ULAŞTIĞI SON NOKTA ….

16 Eylül 2010 Perşembe, 12:15 tarihinde DEJAVU YAŞAYANLAR tarafından eklendi.

Sinirbilim, beynin deneyimleri ne şekilde işlemden geçirdiğini büyük ölçüde ortaya koysa da istemenin kaynağı gizemini koruyor…

Yoğun bir iş takvimiyle çalışan herkesin takdir edeceği gibi, bir şeyi yapmayı istemekle o şeyi gerçekten yapmak farklı şeylerdir. Ancak yeni bir araştırma beynimizin böylesi ayrımlar yapmadığına işaret ediyor. Araştırmacılara göre örneğin birisine el salladığınızda, elinizi sallama isteğiniz fiziksel edimin kendisine değil, elinizi hareket ettirdiğiniz duygusuna neden oluyor.

Sinirbilim beynin, deneyimleri ne şekilde işlemden geçirdiğini büyük ölçüde ortaya koysa da, istemenin kaynağı gizemini koruyor. Önceki çalışmalar istemeyi, edimde bulunmak ve edimin bilincinde olmayla da ilişkilendirilen arka paryetal korteks (beynin arkasına doğru olan bölge) ile premotor kortekse bağlıyordu, ancak her bir bölgenin işlevi ve birlikte nasıl çalıştıkları açıklığa kavuşturulamıyordu.

Fransa’nın Bron şehrindeki Centre de Neuroscience Cognitive’den sinirbilimci Angela Sirigu arka paryetal bölgesi zedelenmiş hastalarla birlikte çalışırken bu bölgenin istemli edimlerdeki işlevini merak etmeye başlamış. Sirigu hastaların belli bir hareketi ne zaman istemeye başladıklarını saptayamadıklarını, çünkü kendi istemlerini kontrol edemediklerini belirtiyor.

Sirigu, beyin ameliyatlarındaki yaygın bir uygulamadan yararlanmak için Lyon Üniversitesi’nden araştırmacılar ile Pierre Wertheimer Hastanesi’nden beyin ve sinir cerrahı Carmine Mottolese’in çalışmalarına katıldı. Beyin cerrahları beynin haritasını çıkarmak ve cerrahi müdahalede yanlışlıkların önüne geçmek için, ameliyat öncesi hazırlıklarının bir parçası olarak, lokal anesteziyle uyanık tutulan hastanın beynini elektriksel uyarımlarla faaliyete geçirirler. Mottolese yedi ayrı hastanın ameliyatı sırasında hastaların frontal, paryetal ve temporal beyin bölgelerini uyardı ve Sirigu’nun ekibiyse onlara ne hissettiklerini sordu.

Paryetal bölgenin uyarılmasıyla hastalar kollarını, bacaklarını ya da dudaklarını hareket ettirmek “istediklerini” belirttiler. Mottolese aynı bölgeyi daha yoğun bir şekilde uyardığındaysa hastalar, yapmadıkları halde, hareket ettirmek istedikleri uzuvlarını gerçekten hareket ettirdiklerini düşündüler. Diğer taraftan premotor bölgenin uyarımı hastaların hareketi gerçekten yapmalarına neden oldu, ancak bu sefer de yaptıkları hareketin hiçbir şekilde farkına varmadılar.

Sirigu, Science dergisinde de yayımlanan sonuçların, “ne yaptığımızın farkında olmak için istemliliğe gerek duyduğumuzu” gösterdiğini söylüyor. “Beynin bir edimi istemesi ile bu isteğin gerçekleştirilmesiyle neyin olacağı öngörüsü hareket deneyimimizi oluşturuyor.”

University College London’dan Patrick Haggard ise “Bence bu çalışma son derece ilginç; insanı doğamızın önemli bir yönü olan iradeyle ilgili bir sinirbilimin olabileceğini düşünmeye itiyor” diyor.

>>>Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)

20. yüzyılın ünlü düşünürü Bertrand Russell şöyle bir ifade de bulunuyor;

“… Parmaklarımızla masaya bastığımız zamanki dokunma duyusuna gelince, bu, parmak uçlarındaki elektron ve protonlar üzerinde bir elektrik etkisidir. Modern fiziğe göre, masadaki elektron ve protonların yakınlığından oluşmuştur. Eğer parmak uçlarımızdaki aynı etki, bir başka yolla ortaya çıkmış olsaydı, hiç masa olmamasına rağmen aynı şeyi hissedecektik.”

Russell’ın dikkat çektiği nokta son derece önemlidir. Gerçekten de, eğer parmak uçlarımıza başka bir yolla bir uyarı verilse, çok farklı hisleri algılayabiliriz. Günümüzde simülatörler aracılığı ile bu yapılmaktadır. Ele takılan özel bir eldiven ile bir insan, ortamda olmadığı halde bir kediyi sevdiğini, bir insanla tokalaştığını, suyun altında elini yıkadığını veya sert bir cisme dokunduğunu hissedebilmektedir. Gerçekte ise, dokunduğunu zannettiği bu varlıkların hiçbiri bulunmamaktadır. Tüm bunlar, insanın, yaşamındaki tüm hisleri beyninde algıladığının kesin bir delilidir.

Evren ve Einstein isimli kitabın yazarı Lincoln Barnett göre, varlıkları bütün anlamında ancak “bütün yüceliğiyle kozmik bir zihin” kavrayabilir. Barnett’in “kozmik zihin” dediği İrade, tüm evrene hakim olan Allah’ın ilmi ve aklıdır. Bizim bir cetvelin başını, ortasını, sonunu ve aralarındaki tüm birimleri bir bütün olarak tek bir anda kolayca görebilmemiz gibi, Allah da bizim bağlı olduğumuz zamanı başından sonuna kadar tek bir an olarak bilir. İnsanlar ise sadece zamanı gelince bu olayları yaşayıp, Allah’ın onlar için yarattığı kadere tanık olurlar.

>>>“Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir.” (Secde Suresi, 5)

>>>”Hiç şüphesiz, biz herşeyi kader ile yarattık.” (Kamer Suresi, 49)

·
Kaynak: http://www.facebook.com/notes/dejavu-yasayanlar/istemenin-kaynagi-ne-isteyen-biz-miyiz-sinirbilimin-ulastigi-son-nokta-bizi-yara/432289392020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: