Gönderen: tkececi | 2010/04/10

Cern Patladı, Yeni fizik yolda-2


Yazının ilk bölümüne erişebilmek için tıkayınız.

PEKİ, O ZAMAN FERMİLAB NEDEN YARIŞTAN ÇEKİLMİYOR?

Fermilab, protonları protonlarla çarpıştıran LHC’nin aksine protonları, bunların antimadde (ters elektrik yükü taşıyan karşılığı) olan antiprotonlarla çarpıştırıyor ve yıllarca sürdürdüğü deneylerde epey veri biriktirmiş bulunuyor. Fermilab fizikçileri, bu veri yığınları içinde Higgs parçacığını ortaya çıkış imzasını çok daha güçlü olan LHC’den daha önce bulabileceklerine inanmaları.

Nedeni, kuramsal hesapların Higgs bozonu kütlesinin 200 GeV (Giga elektronvolt – milyar elektronvolt) düzeyinden daha aşağıda olması gerektiğini göstermesi. Daha büyük kütlede bir Higgs, Standart Model’de öteki parçacıkların doğrulanmış kütleleleriyle tutarlı olamıyor ve işler karışıyor.

Higgs’in öngörülen kütlesi de Tevatron’un üretebildiği enerji düzeyinin içinde kalıyor.

Bu “HİGGS BOZONU” NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Standart Model’in tutarlılığını sağlamak için.
Yanıtlayamadığı bazı sorulara karşın bu model, dört temel doğa kuvvetinden üçünün etkileşimini başarıyla açıklıyor. Bunlar, atom çekirdekleriyle çevrelerinde dolanan elektronları bir arada tutan elektromanyetizma, atom çekirdeklerindeki proton ve nötron adlı parçacıkları oluşturan kuark ve gluonları birbirine çok sıkı biçimde bağlayan şiddetli çekirdek kuvveti (bazı fizikçilerce “güçlü kuvvet” diye de adlandırılıyor) ve Atomların bozunarak kimlik değiştirmelerine neden olan zayıf çekirdek kuvveti. Atomaltı düzeylerde etkileşen bu üç kuvvet, “kuantum mekaniği” denen çok başarılı bir fizik kuramının konusu. (Standart Model şablonu, bu üç kuvvetle karşılaştırılamayacak kadar zayıf olan dördüncü temel doğa kuvvetini, yani kütleçekimini açıklayamıyor. Kütleçekimini açıklayan, Einstein’ın genel görelilik kuramı.)

Fizikçiler, bu kuvvetlerin, evrenin hemen başlangcında ayrıştığını ve Büyük Patlamadan önce tüm doğayı açıklayan tek ve bütünsel bir kuramın farklı görünümleri olduğunu düşünüyorlar. Nitekim bir süre önce bilimciler aslında elektromanyetizma ile zayıf kuvvetin “elektrozayıf” adlı bir kuvvet olarak özdeşleştiğini gösterdiler. LHC’den milyonlarca kat daha büyük enerji düzeylerinde, bu dört kuvvetin bütünleşeceğine inanılıyor.

Doğa kuvvetlerini özdeşleştirmenin önündeki kuramsal engel, bunların güç düzeyleri ve erimleri (menzilleri) arasındaki büyük farklılık. Örneğin, elektromanyetik kuvvetin parçacığı, kütlesiz ve (kütleçekiminin parçacığı olan graviton gibi) sınırsız erime sahip mi olan foton. Oysa, bu kuvvetin özdeşi olduğu gösterilmiş bulunan zayıf kuvvetin erimi, bir atomun çapını aşmıyor. Üstelik bu kuvveti taşıyan W ve Z adlı parçacıkların protondan çok daha büyük kütleleri var. Yine kü-tlesiz ve sınırsız erimli fotonun aksine Şiddetli çekirdek kuvvetini taşıyan gluonolarda kütleye sahip ve sınırları atomun çekirdeğinin çapıyla sınırlı,

Bilimciler bu sorunu (hiyerarşi problemi) diye adlandırıyorlar. İskoçyalı fizikçi Peter Higgs tarafından bu soruna bulunan çözüm, onun adıyla “Higgs bozonu” diye adlandırılan bir parçacık. Bu açıklamaya göre evrenin her noktası, bu parçacıklardan oluşan bir alanla dolu. Higgs bozonu, içinden geçen öteki parçacıkların çevresinde bir sanal parçacıklar bulutu oluşturarak onları bir yapışkan sıvı içinde yol alıyormuşlar gibi yavaşlatıyor ve bu yavaşlamanın (atalet) derecesi, onlara farklı kütleler kazandırıyor. Bu kütle de parçacıkların sahip olduğu özellikleri (örneğin erimleri) belirliyor. Dolayısıyla Higgs parçacığının varlığının kanıtlanması, hiyerarşi problemini ortadan kaldıracak.

HIGGS BOZONUNDAN BAŞKA NE BULUNMASI BEKLENİYOR?
Aslında akla ters gelmesine rağmen Higgs, birçok fizikçinin bulmak istediği en son parçacık. Çünkü onlar LHC’de Higgs’in ortaya çıkacağından son derece eminler ve bu parçacıktan başka hiçbirşey bulunmazsa, fizik araştırmalarında yolun sonuna gelinmiş olacağı düşüncesindeler.

Dolayısıyla umutları, LHC’nin Higgs bozonundan daha önemli olarak Standart Model’in kapsam alanı dışındaki parçacıkları da ortaya çıkarması.

Örneğin, son yıllarda fiziğe damgasını vuran çarpıcı bir paradigma, evrende var olduğu hesaplanan toplam maddenin %80’inin, tanımadığımız, varlığını ancak hisstettirdiği kütleçekimi sayesinde algılayabildiğimiz bir “karanlık madde” den oluştuğunun belirlenmesi.

Standart Model’e rakip olan “süpersimetri” adlı bir kuram, başlangıç anlarında evrende bildiğimiz her parçacığın ağır (yani süper) ve ters özellikli bir eş parçacıkla simetrik bir ilişki içinde bulunduğunu söylüyor. Yani bir madde parçacığının (fermiyon) eşi, kendinden daha büyük kütlede (süper) bir kuvvet taşıyıcı parçacık (yani bozon) .

Süpersimetri kuramcıları, bunlardan “en hafif süpersimetrik parçacık” diye adlandırılan birinin, karanlık madde ile aynı özellikleri taşıdığını düşünüyorlar.

KARADELİK OLUŞACAK MI?
LHC’nin tamamlanmasından yıllarca önce bazı fizikçiler, yüksek enerjili deneyler sırasında ortaya çıkacak bir karadeliğin hızla büyüyerek Dünya’yı yutacağı biçimde medyada büyük yankı bulan bir iddia ortaya atmışlardı. CERN yetkililerinin buna cevabıysa, bir karadelik oluşsa bile bunun ancak mikroskopik boyutlarda ortaya çıkacağı ve bir saniyenin çok küçük kesirlerinde “Hawking ışıması denen bir süreçle “buharlaşacağı” şeklindeydi. Nitekim CERN fizikçileri, “kozmik ışınlar” denen ve uzayın çok uzaklarından gelen proton gibi yüklü parçacıkların atmosferimizdeki moleküllere çarpmasıyla LHC’nin üretebileceğinin çok üstündeki enerjilerin ortaya çıktığını, ama Dünyamızın hala yerinde durmasının bu gibi korkuların temelsizliğine işaret ettiğini belirtiyorlar.

Yine de tartışma evrenin ilk anlarında varolduğu düşünülen bu mini karadeliklerin LHC’de de ortaya çıkıp çıkmayacağı sorusunu açıkta bırakıyor.

Karadelikler normalde büyük bir kütlenin kendi üzerine çökmesiyle oluşuyor. Ama geçtiğimiz günlerde Kanadalı ve Amerikalı iki fizikçinin yayımladığı simulasyon sonuçları, iki parçacığın çarpışmasıyla bir minikaradeliğin gerçekten oluşabileceğini gösteriyor.

LHC’de bazı deneyler, bu minikaradelikleri aramak için kurgulanıyor. Peki bu karadelikler LHC’de gerçekten gözlenebilecek mi? Science dergisine çalışmayı özetleyen bilimciler, “kesin değil” yanıtını veriyor. Çünkü karadelik oluşumu için gereken Planck enerjisi, çok büyük bir değer. LHC’de ulaşılabilecek 14 trilyon elektronvoltluk maksimum enerjinin bir kentilyon, yani milyar kere milyar katı!

Böyle olunca fizikçiler LHC’de minikaradeliklerin ancak uzayın bildiğimiz üç mekan ve bir de zaman boyutunun dışında ek boyutlara sahip olması halinde ortaya çıkabileceği görüşündeler.

EK BOYUTLARI GÖRECEK MİYİZ?
Bazı kuramlara göre bizim duyularımızla algılayamadığımız fazladan boyutlar, uzay-zaman dokusuna örülmüş küçük halkalar içinde saklı.

Standart Model’e rakip bir başka model olan ve tanıdığımız ya da tanımadığımız tüm parçacıkların akıl almaz küçüklükte tek boyutlu iplikçikler, iki boyutlu zarlar ya da üç boyutlu yapıların değişik titreşim modları olduğunu öne süren “süpersicim kuramı” da çok sayıda boyutun (bazı modellerde sayı 22’yi buluyor) varlığına dayanıyor.

Aynı kuramlara göre fazladan boyutlar, Planck enerjisinin değerini büyük ölçüde düşürebilir. Dolayısıyla Dünyamızı yutmayacak ve varlıkları bozundukları parçacıkların dev detektörlerde saptanmasıyla anlaşılabilecek minikaradeliklerin ortaya çıkması, aynı zamanda fazladan boyutların varlığını da kanıtlamış olacak.

Bazı fizikçiler de bu ilave boyutların sanıldığından daha büyük boyutlarda olduğunu ve LHC’deki çarpışmaların üreteceği enerjide ortaya çıkabileceğini savunuyorlar.

Kaynak:

http://www.ntvmsnbc.com/id/25076475/page/2/


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: