Gönderen: tkececi | 2009/12/22

Bilimin 171 yıllık yanlışını Türk mühendis düzeltti !


Star Gazetesi'nin ilgili tarihteki haberidir:

Hollanda Delft Teknik Üniversitesi’nde doktorasını yapan Elif Genceli Güner, araştırmaları sırasında 1837’den beri buzul kristalinin yapısının yanlış bilindiğini kanıtladı. Bulduğu mineralle bilim dünyasını şaşırtmakla kalmayıp adını literatüre yazdıran Güner’le konuştuk.

Türk bilim insanlarının adını, literatürlere geçen buluş ve araştırmalarla son yıllarda daha sık duymaya başladık. Kasım ayının ilk haftasında haber ajansları yine bir Türk bilim insanının başarısını duyurdu bizlere. İTÜ Kimya Mühendisliği bölümünden mezun olan genç bir mühendisin Antarktika buzullarında yeni bir mineral bulduğunu öğrendik. Halen Hollanda’daki Delft Teknik Üniversitesi’nde araştırmalarını sürdüren bu genç mühendisin adı Elif Genceli Güner.

İnsanlık ve bilim dünyası adına bu keşfin ne anlama geldiğini öğrenmek ve başarının hikayesini dinlemek üzere Güner’e ulaştık. Yoğun çalışma temposu arasında Güner, daha çocuk yaşlarda başlayan bilime olan merakından eksi 50 derecede mineralin peşinde geçen çalışmalarına kadar birçok sorumuzu cevapladı. Bu büyük başarısının ailesini ve iki ay önce evlendiği makine mühendisi eşini çok mutlu ettiğini söyleyen Güner ‘Laboratuvar ve bilgisayar başında geçirdiğim uzun saatler için büyük sabır ve anlayış gösterdiler’ diyor.

Hollanda’ya uzanan yolculukta Türkiye’de nasıl bir eğitim aldınız?

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği’ni bitirdim. Ardından aynı fakültede araştırma görevlisi olarak yüksek lisansımı tamamladım. Altı yıl önce doktora eğitimim için Hollanda Delft Teknik Üniversitesi’ne geldim. Doktora tez konum, atık ve proses sularında eriyik halde bulunan mineral ve tuzların geri kazanımı için yeni bir ayırma yöntemi olan ‘Ötektik Nokta Kristallenme’ teknolojisinin geliştirilmesiydi. Günümüzde uygulanan pek çok ayırma teknolojisine kıyasla çok daha ekonomik ve ekolojik olan bu yöntemle yaptığım doktora çalışmam, 2004’te Hollanda Proses Teknolojileri Derneği tarafından verilen birincilik ödülüne layık görüldü.

EVDE HEP BELGESEL İZLERDİK

Akademisyen olmaya, araştırma yapmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

2003 yılında kaybettiğim, sevgili babam İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Feyzi Genceli, beni ve ablamı bize uygun olabilecek bilimsel ve sosyal içerikli toplantılara mutlaka götürürdü. Oralardan ve o değerli insanlardan sadece bilim adına çok şey öğrenmekle kalmayıp iyi bir bilim insanı olmanın yolunun dünyaya farklı pencerelerden bakabilmekten, sosyal olmaktan ve güler yüzden geçtiğini de öğrendim.

Bilimle hep iç içeydiniz yani…

Evimizde belgeseller, teknik ve bilimsel içerikli yayınlar seyredilir, okunur ve tartışılırdı ama bu tartışmalar annemin ve babamın yarattığı güleryüzlü ortamda yapılırdı. Bana da ablama da yaptığımız işin öncelikle tadına varmamızı öğrettiler. Evimizden hep hatırladığım, önceleri daktilo daha sonraları bilgisayar tuşlarının tıkırtısı ve Türk ya da Batı müziğinin onlara eşlik etmesi.

Bilim insanlarının sosyal yaşamdan kopuk olduğu algısı vardır. Sizin için durum nasıldı?
Hep iyi bir öğrenci oldum ama eve kapanarak ve dış hayattan koparak değil. Yanımda her zaman arkadaşlarım da oldu ailem de. Okul ile sosyal hayatım hep iç içe ve dengeli gitti, öyle de devam ediyor.

ÜÇ YILDIR UĞRAŞIYOR

Bulduğunuz mineral bilimsel olarak ne anlama geliyor?

Senede yaklaşık 20-30 tane yeni mineral bulunuyor. Ancak bu mineraller çok nadir bulunan elementlerden oluşuyor. Benim bulduğum Meridianiite ise doğada neredeyse en sık rastlanan maddeler olan magnezyum, sülfat ve sudan meydana geliyor. 2005 yılında, laboratuvarımda düşük sıcaklıkta itina ile sentezlediğim bu molekülün yapısını kontrol ettiğimde, molekülün literatürün aksine 12 yerine 11 su molekülü içerdiğini gördüm. MgSO4?11H2O molekülünü laboratuvar ortamında sentezlemiştim ancak mineral olduğunun ispatı için dünya üzerinde herhangi bir yerde doğal olarak oluştuğunun kanıtlanması gerekiyordu. Bunun Antarktika buzulunda olabileceğini düşündüm. 2007’de Japonya’ya gittim, uzun çalışmalar sonrasında, Antarktika buzulunda ve Hokkaido Adası-Saroma Gölü’ndeki deniz tuzunda bu minerali buldum. Hayatımızın içinde bu denli sık yer alan bu maddenin düşük sıcaklık kristal yapısının 1837 yılından beri yanlış bilindiğini ispatlamam, ardından da buzullar içerisindeki doğal oluşumunu kanıtlamam bilim dünyası için çok şaşırtıcı bir gelişme oldu. Dünya üzerinde pek çok yerde mevcut olan magnezyum sülfat rezerv kaynakları tıp, sanayi ve tarımcılığın yanı sıra pek çok bilimsel çalışmada model çözelti olarak kullanılıyor. Meridianiite, hakkında her türlü detayın bilindiği sanılan konularda bile bilimsel literatürün hatalı olabileceğinin ve bu hataların önemli gerçekleri karanlıkta bırakabileceğinin çok iyi bir örneği. Bundan yola çıkarak, göz önündeki şeylerin bile belki hala keşfedilmeyi beklediğini rahatça söylemek mümkün!

Peki mineral, mineraloji nedir?

DoĞal şekilde oluşan, homojen, belirli kimyasal bileşime sahip inorganik kristalleşmiş katı bir cisimdir mineral… Doğal olarak oluşur, herhangi bir parçası bütününün özelliklerini taşır, belirli bir kimyasal formülü vardır, katı halde olup nadiren sıvıdır, inorganiktir. Laboratuvar ortamında sentetik olarak elde edilen kimyasal bileşikler mineral sayılmaz. Çok ender olarak saf elementler (altın, gümüş, bakır, vs.) şeklinde oluşan mineraller, yerkabuğunda meydana gelen doğal fizikokimyasal olayların ürünleridir. Mineroloji ise mineralleri inceleyen bilim dalıdır. Mineroloji kelimesi Latince ‘mineralis’ten gelir, anlamı ‘yerkabuğundan çıkarılan cisim’dir. Mineralojinin iyice anlaşılabilmesi için matematik, fizik ve kimyanın yanı sıra petrografi, jeofizik ve jeokimyanın da iyi bilinmesi gerekir.

Yeni bir mineral keşfetmek her mineralcinin hayatını süslermiş. Buluşum sonrasında üniversite tarafından, doktora unvanımla birlikte onur derecesiyle ödüllendirildim.
Bulduğumuz minerale kendi adımızı verme yetkimiz yok.

Meridianiite ismini neden seçtiniz? Anlamı nedir?

Minerale Türkçe bir isim ya da kendi adımı vermeyip Meridianiite ismini verdiğim için bazı yorumlar aldım. Mineralcilerin buldukları minerale kendi adlarını verme yetkileri yoktur. Mineral isimleri genellikle bulundukları bölgenin ismini taşır. Minerali bulan kişi mineraline kendi seçtiği bir ismi vermek isterse bu, mineral çalışmalarına yıllarını vermiş, değerli bir mineralcinin adı olmak zorundadır. Teklif edilen bu isim, enternasyonal bir komisyon olan International Mineral Association (IMA)’nın onayından geçer. Minerali bulup teklifi IMA’ya gönderdiğimde, NASA için çalışmalar yapan bir grubun da Kanada’nın kuzeyinde bir ağacın gövdesinde aynı minerali bularak benimle eşzamanlı öneri verdiğini öğrendim. NASA’nın MER rover Opportunity aracının, Mars üzerindeki Meridiani Platosu’ndan aldığı örneklerde yüksek miktarda ‘magnezyum sülfat’a rastlandığı için bölgede bulduğumuz mineralin aynı olması bekleniyor. Görüşmelerimiz sonucunda, keşfettiğimiz yeni minerale Mars-Meridian platosunu sembolize eden ‘Meridianiite’ ismini verdik.

Eksi 50 derecede ellerimi ve yüzümü hissedemiyordum.


Buzulları incelemek için nerelere gittiniz? Hangi koşullarda çalıştınız?

Mineral bulma maceramla beraber yaptığım ön araştırmada, Japonya Hokkaido Üniversitesi’ndeki bir grup araştırmacının, bir süre önce Antarktika buzulunda bazı safsızlıklara ve magnezyum sülfata rastladığını gördüm. Japonya’daki grupla hemen temasa geçtim. Beni uluslararası bir konferansa onur konuğu olarak çağırdılar. Konferansta yaptığım konuşma, genelde fizikçi olan ve Antarktika buzullarında meteorolojik çalışmalar yapan bu camianın oldukça ilgisini çekti. Konferansın ardından hemen araştırmaya başladık. Çalışma koşulları ise çok zordu! Eksi 50 derecelik laboratuvarda, üzerinize giydiğiniz koruyucu kıyafetlerle hareket bile edemezken, buzul içerisindeki mikron mertebesindeki minerali bulmak ve tanımlamak için deneyler yapmak beni çok zorladı. Soğuk odada geçirilen 10 dakika sonrasında, ellerinizi ve yüzünüzü hissedemiyorsunuz; yine de saatler geçirdim içeride hedefim uğruna.

Bu minerali bulmanız kariyeriniz için nasıl bir önem taşıyor?

Ben mineralbilimci değilim. Kimya mühendisliği eğitimi aldım. Tez çalışmam sırasında, bir şüphe ve merakla ilgilenmeye başladığım bu konuyu profesörüm Geert-Jan Witkamp’a açtığımda, yapacağım çalışmada elinden gelen tüm desteği sağlayacağını belirtti. Doktora çalışmamın yanı sıra üzerinde aylarca deney yapıp, hiç kolay olmayan eksi 50 derecelik laboratuar koşullarında çalışarak topladığım bilgilerin beni yeni bir minerale yönlendirmesi tarifi mümkün olmayan bir mutluluk. Yıllarını bu işe vermiş değerli mineralbilimcilerinden öğrendiğime göre, yeni bir mineral keşfetmek her mineralcinin hayalini süslermiş. Buluşum sonrasında, Delft Teknik Üniversitesi tarafından doktora unvanımla birlikte üstün başarı ve onur derecesi (Cum-Laude) ile ödüllendirildim.

Kaynak: http://www.stargazete.com/pazar/bilimin-171-yillik-yanlisini-turk-muhendis-duzeltti-148219.htm


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: