Gönderen: tkececi | 2009/12/20

Düşünmeyi Düşünmek


Düşünüyorum, ama nasıl düşünüyorum? ve daha da önemlisi, neden düşünüyorum?

Nasıl düşünüyorum? Sorusuna yanıt arayan pek çok insan şu sonuca varmış: “İnsanlar kavramlarla düşünür” Kavram olmasa düşünce de olmaz. Kavram ise bir soyutlamadır. Aklımızın bir konuyu veya olayı kavrayabilmesi için gerekli olan düşünce birimlerine kavram diyoruz. “Kavram” bir sözcük olsa da bir tasarımdır. Zihnin soyut bir yorumudur.

Demek ki, düşünürken hem soyut kavramlar üretiyoruz, bir de üstelik onlarla oynayıp yorumlar yapıyoruz. Daha da ilginci, bu yorumlara kendimiz de inandığımız gibi, yorumlarımızın doğruluğuna diğer insanları da ikna etmeye çalışıyoruz. İlginç doğrusu.

Kavramlarla bir mantıksal yapı oluşturmaya “bilimsel düşünce” veya “felsefi düşünce” diyoruz. Birinde doğa ile bir ilişki kurma çabası var, diğerinde (felsefede) bu çaba dahi yok. Bu iki tür düşünce yapıtı, tutarlı ve saygın bir yorum olarak ciddiye alınmalıdır. Çünkü bu düşünce türlerinde doğayı, insanlığı ve yaşamı sorgulayıp anlamlı ve tutarlı yanıtlar arama gayreti vardır. Üzerinde uzun uzadıya tartışılan düşünce ürünleri bu tür olanlardır.

Bir de kabuller ve varsayımlar üzerine kurulu, babadan gördüğünü tekrarlayan, derinliğine bir sorgulama içermeyen düşünceler vardır ki onlara ben sadece “düşünce kirliliği” demek durumundayım. Nasıl ki ses kirliliği, görüntü kirliliği varsa, düşünce kirliliği da vardır. Bunlar da bol miktarda sürekli olarak, her fırsatta karşımıza çıkmakta, anlamlı ve derin düşünmemize engel olmaktadırlar.

Fakat, bilimsel düşüncede ve felsefi düşüncede “ön yargılar”, “varsayımlar”, “geleneksel kabuller” yok mu? Elbette ki var. Onlar bizlere öylesine işlenmiş, öylesine sindirilmiş ki onlarsız düşünmeyi dahi beceremiyoruz. Onlar “biz” olmuşlar. Biz de “onlar” olmuşuz.

Nedir bu önyargılar, varsayımlar ve geleneksel kabuller? Saymakla bitmez. Ama başlayalım. Örneğin “nesnellik varsayımı” üzerinde biraz düşünelim. “Nesne” deyince ne anlıyoruz? Madde mi? Cisim mi? Ne-ise-ne mi? Evet, bu sonuncusu. Ne-ise-ne. Yani, tanımlanamayan, ne söze ne de sayıya sığmayan soyut bir kavram.

Nesneyi bir cansız varlık olarak düşünmek bizi canlı-cansız ayırımına ve bu kavramların tanımına götürür. Canlı varlık ne zaman cansız olur? Veya cansız varlık hangi şartlarda canlılık kazanır? Bu gibi derin konulara sonra gireceğiz. Şimdilik nesne için şöyle bir tanım yapabiliriz. Nesne: Öznenin dışında kalan her “şey”.

İyi de, bu tanım bize iki tane yeni tanım yapmamızı gerektiriyor. Özne nedir? ve Şey nedir?

Özne, cümle içinde iş yapan, yani fail. Fizikte ise iş yapma gücüne sahip olana “enerji” diyoruz. Şu halde “İş yapan enerji ise, özne = enerjidir”. Bir diğer ifadesi de bizim özümüz enerjidir. Biz (özne) ne maddeyiz ne de nesneyiz. Biz doğrudan doğruya enerjiyiz. Çünkü bizler iş yapma kapasitesine (yetisine) sahibiz.

Bu tanımdan hareketle diyebiliriz ki: “Şey, iş yapma yetisine sahip olmayan varlıktır”. Şu halde “şey” enerji sahibi değildir. Veya en azından enerjisini ortaya koyabilme yeteneği yoktur. Enerjisi olsa da gizlidir. Onun enerjisini açığa çıkartabilmek için dıştan ona etki etmek ve onun tepkisini sağlamak gereklidir.

Özne olmak zor, şey olmak ise kolaydır.

Kaynak: http://www.sonsuz.us/?q=node/438


Responses

  1. Düşünce
    Düşünce ,düşme eylemi içerisinde olan kavramları gözönünde bulundurursak bırakın düşme sayısına, düşüş hızına bile ayak uyduramayacağımız bir hızda bir işleyişe sahip olan bir olgudur.
    Uyanma süreciyle aktif hale gelen sonrasında ise gün bitiminde derin uyku aşamasına geçinceye kadar olan süreç içerisinde sürekli faal olan bu kavram neredeyse tüm zamanlar da ilgi konusu olmuştur.
    Peki sizce nedir düşünce?Eminim ki sizde bir kaç kelimeylede olsa bir şeyler söylemeye çalışacaksınız.Bu konuda tarih birçok araştırmaya şahitlik etmiştir ve de düşünce üzerine bir çok eser ortaya çıkartılmıştır.
    Şunu arz etmek isterim ki ister bilim adı altında isterse tek tek kelime kavramı içerisinde ne kadar araştırma ve eser olursa olsun insanoğlunun ömrü
    ve kapasitesi hiç bir alanda bir sonuş cümlesi oluşturamayacaktır.
    İlimin kaynağı düşünülürse sonsuzluk ve ebed nehrinden akmakta olan ilmin sonuç cümlesine sonlu bir kapasiteye imkana sahip insanoğlunun ulaşması da mümkün olamayacaktır.Ancak her seferinde son ulaşılan nokta eser olarak tarihe kaydedilecektir.
    Düşünce konusun da benim de söyleyeceklerim var elbette . Şahsıma ait olacak olan düşünceye dair kelimelerim şu ana kadar edindiğim bilgilerin beyin şuur ve akıl üçgenimimde işlenmesi ve halen de işlenmeye devam etmekte olması sürecinin ürünüdür.
    ‘Parçaları bütünün ışığında okumak gerekir.Bütünse özdedir.’
    Şu içinde varolduğumuz evren içerisinde bana gösteremezsiniz ki bir nokta, başı boş ,anlamsız ,gereksiz ve hikmetsiz olsun.
    Şimdi incelemekte ve gizemlerine dair hergün yeni şeyler keşfettiğimiz düşünce kavramıda bana göre içerisinde hikmetler barından bir olgudur. Ben kendisine düşünce okyanusu değil HİKMET OKYANUSU diyorum.
    Gün içerisinde zatımıza sorulan ‘ne yapıyorsun?,sorusuna ‘hiç öylesine düşünüyordum ‘deyip geçiştirdiğimiz ve çoğunlukla sonrasında içeriğini ve sıralamasını, nerden başlayıp nerde sonuçlandığını hatırlayamadığımız bırakın hatırlamayı hiç de umurumuzda olmayan bu düşünce kervanları ,kusura bakmayın sizin evet sizin en önemli GERÇEĞİNİZ.
    Varlık alemini beraberce paylaştığım ve tanıyayım tanımayayım size bu en önemli gerçeğinizi anlatmak tabiri caizse DÜŞÜNCELERİNİZİ SİZİNLE TANIŞTIRMAK istiyorum.
    Düşünceleriniz sizi anlatıyor adlı ikinci bölümde bu olguyu beraberce açacağız.
    Düşündüklerinizi düşünmeniz dileklerimle sevgiyle kalın.

  2. Düşünceleriniz Sizi Anlatıyor.
    Bu gün bilim dünyasının özellikle son yıllarda üzerinde hassasiyetle durduğu ve bir çok ülke tarafından da desteklenen araştırmaların başında insanın genetik yapısı gelmektedir.
    Dna daki kromozamlara sarmallara buradaki dizilimlere ait araştırmalarda hergeçen gün yeni bilgilere ulaşılmaktadır.Bulunan sonuçlar insan varlığı için gelecekte kendimizi anlamada fizyolojik biyolojik yapımızı kontrol altına almada bizlere çok önemli destekler sağlayacaktır.
    Ancak benim sizlerin dikkatini çekmek istediğim bir konu var. Çağımız araştırmalarında insanı anlamak kendimizi tanımak yönünde insan biliminde inanılmaz sonuçlar doğuracak bir çalışma hakkında sizi kısaca bilgilendirmek istiyorum.
    Düşünce Bilimi Araştırma Merkezi olarak kurulacak olan ve halen alt yapı çalışmaları devam eden kurulacak kuruma ait ekibin çalışmalarından bazı önemli gelişmeleri sizlerede bu sayfadan aktarmak istiyorum.
    Düşüncelerimizin de dna daki sarmallardaki dizilimler gibi dizilimlere sahip olduğu ve her gün fizyolojik dna mız gibi etkileşime girerek her gün kişiliğimizin görünür dna sı olarak zihinlerimizden yayın yaptığı gerçeğine ulaştık.
    Bunu şöyle düşünebilirsiniz.İçinizdeki tüm gelişmelerin ,algılarınızın,korkularınızın ,mutluluklarınızın,başarı ve başarısızlıklarınızın her türlü duygusal tepkimelerinizin Size BİLİNÇALTI TARAFINDAN ZİHİN TARAFINDAN DURUM RAPORU OLARAK SUNULDUĞU BİR YAYIN.
    Gün içerisinde bu yayına ister istemez sürekli olarak bağlanırsınız.Geçmişte yaşadıklarınız gelecek kaygılarınız ardı arkası kesilmeyen bu düşünce kervanlarının nasıl oluştuğu,nerede başlayıp nerde ve neden durduğu ,düşüncede zaman kavramı düşünce dna sı kavramı bir çok konu da önemli gelişmelere ulaşılmış olup ,kısa kısa bilginize sunulacaktır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: