Gönderen: tkececi | 2009/12/18

Satranç Tahtasından Bilim Tarihi’ne..


HTML clipboard

İnsanoğlu tarihi boyunca, gerçek ve mutlak bilgiyi elde etmek uğruna sayısız kereler araştırma ve öğrenme süreçlerine girmiştir. Fakat bu tarihi süreç boyunca yaşanan birçok yanlış sapmalar bilimsel ilerleme yer yer sekteye uğratmış, birçok yıllar geriye dönülmesine neden olmuştur.


Bu yaşanan bilim tarihini daha iyi anlamak adına, dilerseniz beraber, – tıpkı Feynman’ın yaptığı gibi- hayali bir yolculuğa çıkalım. Bir an için kendimizi daha önce hiç görmediğimiz bir evin, hiç görmediğinizi bir odasında olduğunuzu hayal edin. Şimdi, bu odanın bir köşesinde, daha önce hiç tanımadığınız iki kişi, hakkında hiçbir bir bilginizin olmadığı garip bir oyun oynuyor olsunlar. Bu sırada yine kendisi hakkında çok az şey bildiğiniz değerli ev sahibi de, sizin bu oynanan oyunu bir köşesinden izleyebilmeniz için izin vermiş olsun. Bu bahsi geçen oyunun nasıl oynandığı ve ne gibi kuralları olduğunu, oyunun hangi aşamasından itibaren izlemeye başladığınız gibi benzer pek çok bilgiden yoksun olarak oyunu izlemeye başlıyorsunuz. Oyunun geneline bakacak olursak, iki kişi kare şeklinde büyük bir alan üzerinde,iki farklı renkteki küçük kareler üzerine yerleştirilmiş birbirinden farklı taşları hareket ettirmektedirler. Eğer merakınızı güçlü tutar ve izlemeye devam ederseniz, bir süre sonra yapılan bu hamlelerin rastgele olmayıp henüz tam olarak anlayamadığınız bazı kurala göre yapılmakta olduğunuz keşfedeceksiniz. Nitekim oyunun ilerleyen aşamalarında, sonradan adına “Fil” diyeceğiniz taşın, oyun boyunca hep aynı renkli karelerde hareket ettirildiğini fark etmiştiniz. Bir adım sonrasında ise bu hareketinin çarpraz şekilde ve belli bir alan sınırı olmaksızın yapabildiğini keşfetmiş olacaksınız.

İşte bu keşif yolculuğu içinde karşınıza çıkacak ilk tuzak, bu yeni bilgiye dair yapılacak yanlış genelleme olacaktır. Bu bilgiden hareketle diğer tüm taşarın da çarpraz hareket edeceğine dair oluşacak bir yanlış çıkarım, olası pek çok hatayı da beraberinde getirecektir. Neyse ki bu tuzak, çok kısa sürede fark edilebilen basit bir sorundur. Diğer taşların da “Fil” ile birlikte incelenmesi sonucunda bu yanılgıdan çok çabuk şekilde vazgeçmiş olacaksınız. Oyunun izlenmesi devam ederken, birkaç aşamada, bazı taşların bazı taşlardan daha üstün hareket gücü olduğunu fark edersiniz ki, aslında bunun da geçici bir yanılgı olduğunu kısa sürede öğreneceksinizdir. Sonradan adına ”Piyon” diyeceğiniz ve oyunun en zayıf taşı olduğunu düşündüğünüz bir taşın, yine sonradan oyunun en güçlü taşlarından biri olarak anılacak olan ve adına “Vezir” denilen bir başka taşı yeri geldiğinde yiyebileceğini hayretle keşfedeceksiniz. Bu keşif de sizi bir genelleme tuzağından daha kıl payı kurtulmanızı sağlamış olacaktır.

Oyunun tümünü ve devam eden diğer yeni oyunları da izlemeye dair bir merakınızın olduğunu kabul edelim. Nihayet oyunun bütününe dair çok sağlam verilere ulaşabildiğinizi düşünüyorsunuz. Oyun boyunca kullanılan tüm taşların, yerini, adlarını ve nasıl hareket ettiklerini keşfettiniz. Ardından taşların hareket temellerini ve birbirine olan üstünlüklere dair de çok sağlam teoriler üretebilmektesiniz. Yani sanki her şeyin nasıl işlediği ve bundan sonra da nasıl işleyeceğini bilmenize çok az şey kaldı diye düşünürken birden hiç beklenmedik bir şey olur. Sonradan adına “Rok” denilecek yeni ve beklenmedik hamle karşısında tüm “pozitivist” bir anda çöküntüye uğramış ve kendinizi “negativist” bir ruh hal içinde hissediyor olabilirsiniz. İşte bir kez daha karşınızda o eski bilinmezlik düşmanı çıkmıştır.


Bu durum tıpkı yüzyılın başında yaşamış Laplace adlı bilim insanının, Newton’a ve onun fiziğine olan fazlaca hayranlığı sonucu geliştirdiği materyalist görüşün akıbetine benzer bir duruma denk düşmektedir. Bu bilim insanı, evrende mevcut tüm maddenin, kanunlarıyla birlikte, momentumları ve etkileşimdeki diğer güçlerinin bilinmesi halinde geçmiş ve gelecek hakkında, olmuş ve olacak tüm olayları bilmenin mümkün olacağını söylemektedir. Nitekim bu pozitif (!) düşüncenin çıkışından çok fazla zaman geçmeden, Heisenberg adlı bir başka Bilim Adamı tarafından yeni ve ilginç başka bir görüş ortaya atıldı. Bu arada adı geçen pozitivist düşünce sapması yüzünden bilim tarihinde uzun yıllar devam eden bir duruş ve gerileyiş yaşanmış ve hatta bazı bilim insanlarınca artık bilimsel olarak bulunacak yeni bir şeyin kalmadığı bile söylenir olmuştu. Heisenberg’le birlikte 1920’li yılların sonunda bu pozitivist paradigmanın tam anlamıyla canına okuyan “belirsizlik” görüşü oyun tahtasında yerini almaya başlamıştır. Artık daha önce hiç bilinmeyen yeni bir kuralın daha olduğu gün yüzüne çıkmış oldu. Bu Bilim Adamı’na göre aslında her şeyin, geleceğinin ve hatta şimdisinin bile tam ve bütün olarak, kesin bir şekilde bilinmesi mümkün görünmemektedir. Yaşanılan her an kendi içinde belli bir oranda belirsizlik içermektedir. Yani gerçek sanılan hiç bir şey aslında tam da göründüğü gibi olamayabilmektedir…

© Copyright  B.Tugay Keçeci – Bu sitede yayınlanan, haber niteliğindeki yazılar hariç, tüm  içerik hakları B.Tugay Keçeci’ye aittir. Herhangi bir şekilde alıntı yapıldığı takdirde “Kaynak: B.Tugay Keçeci – www.tugaykececi.com” ibaresi kullanılmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: