Gönderen: tkececi | 2009/12/18

Kendimi hipnoz edebilir miyim, lütfen? (*)


–      “Nasıl yani?” dedi Erdal, şaşkın bir yüz ifadesiyle : “Şimdi siz bir hipnozcu musunuz?”

–       “Öyle de denebilir.” dedi Nedim, gayet sakin ve kendinden emin bir ses tonuyla: Daha çok hipnoterapist. Ama evet, bir parça hipnozla uğraştığım doğrudur. Bu nedenle hipnozcu da denilebilir.” Kısa bir aradan sonra konuşmaya devam etti:

–       “Aslına bakarsanız siz de bir parça ben gibisiniz. Sadece henüz bu gerçeğin farkında değilsiniz, o kadar.”

–      “Anlamadım ?” dedi Erdal, soran gözlerle Nedim’e bakmaya devam ederek:

–      “Ben de mi bir hipnozcuyum?” Hafif alaycı alçak ses tonuyla devam etti:

–      “Oysa ben kendimi finans uzmanı sanıyordum.”

–      “Evet” dedi Nedim, sesteki alaycı tonu farketmemişçesine :”Siz bir finans uzmanı ve herkes kadar usta bir hipnozcusunuz. Bu oldukça normal bir durum.”

–     Kafam karıştı. Bu dediğin şimdi normal mi?

–      Kesinlikle. Herkesin tıpkı sen gibi aynı olması kadar normal bir durum.

–      “Tabi ya şimdi anlıyorum.” dedi Erdal, bir şeyleri keşfetmiş insan edasıyla:

–      “Bir yerde okumuştum. Bu karmaşık cümlelerle aklımı karıştırıp, beni hipnoz etmek için hazırlamaya çalışıyorsunuz.” Bilgiç bir edayla Nedim’ e dönerek:

–      “Ne de olsa ben de az çok bir şeyler biliyorum hipnoz hakkında.”

–      “Bu harika.” dedi Nedim, sevinçli görünen bir ses edasıyla:

–      “Demek ki yolculuğumuz çok daha renkli geçecek.”

Yolculuk sözü Erdal’ın bir anda gözlerinin yola çevrilmesine neden oldu. Trafik her zamanki gibi sabit şekilde akmaya devam ediyordu. Endişe edecek bir şey görünmüyordu. O anda aklına yanında oturan Nedim geldi. Kimdi, nereden geliyor nereye gidiyor hiç bilmiyordu. Dahası sormayı da hiç düşünmemişti. Aklından tam bunlar geçerken Nedim’in sesiyle irkilerek tekrar ona yöneldi:

– Demek ki daha önce hipnoz hakkında bir şey biliyorsunuz. O halde, aslında hepimizin aynı şekilde yaşamaya devam ettiğini de öğrenmiş olmalısınız?

– “Bu ne demek şimdi?” diye sordu Erdal. Bir yandan da içinden; “Hala hipnoz yapmaya çalışıyor, hiç vazgeçmeyecek mi bu adam?” diye düşünmeye devam etti.

– Demek istediğim; aslında hepimiz bu dünya hayatını yaşarken aynı zamanda usta bir telkinci yada sizin tabirinizle hipnozcu olarak yaşamaya devam ediyoruz olgusudur. Araştırmalarınızda bu basit gerçeği de keşfetmiş olmalısınız.

-“Hayır dedi” Erdal. “Aslına bakarsanız ben hipnoz hakkında hiç de sizinki gibi düşünmüyorum. Bence hipnoz sadece hoşça vakit geçirmek için icat edilmiş bir sahne sanatı, oyun yada tedavi edici özel bir psikolojik argüman sadece.”

-Anlıyorum, yani sizce hipnoz çok daha özel bir şey, öyle mi?

– Bir bakıma öyle de denebilir.

-Yani herkesin aynı zamanda usta bir hipnozcu olabileceği gerçeğine de katılmıyorsunuz öyleyse.

– Hipnozun biraz daha özellikli ve hüner gerektiren bir şey olduğunu düşünüyorum diyelim. Peki, siz ne zaman hipnozcu olmak istediniz? Yani demek istediğim sizi hipnozcu olmaya iten şey neydi?

-Aslında öyle doğduğumu fark ettiğimde diyelim. Zaten bir hipnozcu olarak doğduğumu fark ettiğim gün, bu doğal yeteneğimi geliştirmenin fena olmayacağını düşündüm.

– Deminden beri aynı şeyi söyleyip duruyorsun. Oysa ben insanlarda doğuştan böyle bir şey olabileceğine inanmıyorum. Aslına bakarsan gerçekte öyle bir şey var mı ondan da pek emin değilim ya, neyse…

-Anlıyorum, sanıyorum kafanda fazla büyütmüş gibisin bu hipnoz denen şeyi. Aslına bakarsan hiç de öyle büyütülecek bir şey değildir hipnoz.

-Ya nedir peki o halde?

– En basit tanımıyla; kabul edilen her türlü önermenin ortak adıdır hipnoz.

– Bu kadar mı?

– Öyle çok engin bir şey değilmiş de mi?

– Ne bileyim, ben daha şatafatlı bir tanım bekliyordum aslına bakarsan…

– Peki o halde şu tanıma ne dersin: Hipnoz, yılın her günü, günün her saati, her dakikası ve de saniyesinde, kendimize ve başkalarına uygulayabileceğimiz ve bunu yaparken de aslında ne yaptığımızın farkında bile olmayacağımız kadar basit, sıradan bir alışkanlık halidir. Hipnoz bize, şu andan sonra ne yapacağımızdan çok, bu ana kadar nasıl ve niçin geldiğimizi anlatan bir süreçtir. Yani özetle, hipnoz kabul ettiğimiz önermelerden başka bir şey değildir aslında.

– Yani hipnoz hayatın içinden gelen, sıradan bir olay mı diyorsunuz?

– Bakın, içinde yaşamakta olduğumuz bu dünya, bir bakıma öneriler ve telkinler okyanusundan başka bir şey değildir aslında. Herkes, her şey, her an ve hiç durmadan, etraflarına sürekli öneri ve telkinler göndermeye devam ediyorlar. Şöyle bir düşün, sabah güne gözlerini açtığın ilk andan uykuya daldığın o en son ana kadar, hatta uyku boyunca bile, kaç tane telkin alıyorsun acaba? Uyan, işe git, yemek ye, bu sıcak, bu soğuk, bu iyi, bu kötü… Mantıklı, mantıksız, gerçek ya da sahte, doğru ya da yanlış-yalan milyonlarca, milyarca öneri ve telkin hedef alıyor bizleri. Bunların bir kısmını kabul ediyor, bir kısmını ise kabul etmiyoruz. Kabul ettiklerimizle düşüncelerimize yani hayatımıza sürekli yeni bir yön verirken, diğer önerileri ise ileri de kullanmak üzere zihnimizin bir köşesinde depolamaya devam ediyoruz.

– Açıkçası hiç böyle düşünmemiştim. Eğer bu doğruysa.., bu korkunç bir durum !

– Evet belki, ama o kadar da büyütülecek bir şey değil. En azından kendi içinden söylediklerin kadar kötü değil hiçbirileri…

– O ne demek şimdi? Anlamadım.

-Küçükken ne zaman korku filmi seyretsem geceleri, ölü insanların odama geleceğinden korkardım. Bir gün annem bana, asıl korkmam gereken şeyin ölü insanlar değil, yaşayan insanlar olması gerektiğini söyledi. Ölü insanlar zaten ölmüşlerdi, bana yapabilecek şeyleri yoktu. Oysa yaşayan insanlar, hala aramızda yaşamaya devam ediyorlardı. Evet, az önce anlattığım senaryo belki biraz karamsar gelmiş olabilir ama seni temin ederim ki, hiçbir dış önerme ya da telkin bizim kendi içimizden gelen kabul olmuş telkinler kadar tehlikeli olamazlar. İnsana en büyük zarar yine kendi içinden gelen kadardır. Yani aslında en etkili hipnoz kendi içimizde, bizim kurduğumuz telkin havuzu kadardır.

– İlginç şeylerden bahsediyorsunuz ama korkarım söylediklerinizin tümünü anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim. Biraz daha açık anlatabilirseniz çok daha güzel olacak gibi.

– Kesinlikle haklısınız. İsterseniz şöyle yapalım:  Şimdi sizden bana, kendiniz için yapılmasının imkânsız olduğunun düşündüğünüz bir şey söylemenizi isteyeceğim. Sonra da bu imkânsız şey üzerine şimdiye dek konuştuklarımızın bir değerlendirilmesini yapalım.

–       Eğlenceli bir oyuna benziyor. Pekâlâ. Aklıma ilk gelen şey… Yabancı dil. Yıllardır uğraşıyorum. Bir

türlü yeteri kadar iyi olamadım. Sonunda anladım ki benim yabancı dil öğrenmeye karşı bir yeteneğim yok. Tıpkı gitar çalamadığım gibi. Ona da çok merak salmıştım bir süre. Hatta bir ara güzel bir gitar bile almış, kendi kendime çalmaya bile çalışmıştım. Ama o da olmadı, beceremedim. Sanırım benim müziğe karşı da bir yeteneğim yok.

–       Harika. Daha şimdiden iki tane demir kafes gibi kocaman cümleler kurmaya başlamışsınız bile.

Öncelikle şu “benim yeteneğim yok” konusundan başlayalım isterseniz. Sizce yetenek nedir ve kimlerde olur?

– Yetenek bir şeyi kolayca yapabilme özelliğidir ve bence özel bir şeydir. Herkeste olamaz.  Allah vergisi gibi bir şey. Yetenekli olmak için seçilmiş olmak lazım yani.

– Yani dünya yüzeyinde tüm gitar çalanlar ve ikinci bir dili konuşabilenler sadece seçilmiş insanlardır öyle mi?

– Tabi ki öyle değil. Yani sadece seçilmiş insanlar değil elbet. Ama yine de bir yetenek gerektiğini siz de en az benim kadar biliyorsunuzdur.

– Benim bildiğim şey, gitar çalma ya da yabancı dil gibi şeylerin tamamen insan eliyle üretilmiş şeyler olduğu. Yani tüm bu gibi şeyler, biz insanların ortaya koyduğu kanunlar. Yani bir gitarı yapan da insanoğlu, onun nasıl çalınacağını söyleyen de… Ne dersiniz?

– Aslında bir bakıma öyle…

– O halde bu dediklerimi ortaya koyan da sen gibi ben gibi insanlar…

– Sen ben gibi derken…

– Yani özel bir özelliği olmayan kişiler.

– Orda durum işte! … Bu sefer fark ettim. Ben hala onların özel bir özelliği olduğundan eminim. Yoksa gitarı eline her alan herkes, hemencecik  Jimmy Hendriks, ya da Erkan Uğur gibi gitar çalabilirdi.

– Yani sence onlarda özel bir yetenek vardı ve gitarı eline alır almaz hemen çalamaya başladılar öyle mi?

– Yani… Hemen olmasa da eminim ki benden çok daha kolay olmuştur bu noktaya gelmeleri…

– O halde sence dünyanın en iyisi olmak için sadece yetenekli olmak yeterli gibi…

– Hayır tabiî ki yeterli değil. Çalışmadan hiçbir şey olmaz.

– O halde bu bir çelişki değil mi? Yani yetenek önemli ama yine de tek başına yeterli görünmüyor. Ondan daha değerli bir şey varmış: Çalışmak. Yoksa çalışabilmek için de mi ‘seçilmiş’ biri olmak lazım ?

– Ne demek istediğinizi anlıyorum sanırım. Evet, çok iyi gitar çalmak özünde yetenek işi. Ama yine de gitar çalabilmek için illa da yetenekli olmak gerekmiyor. Pekala, sıradan biri de gerekli çalışmayı gösterdiği sürece kendince iyi bir şekilde gitar çalabiliyor. O halde beni bu konuda yılgınlığa iten şey ne oldu da gitar çalmaktan vazgeçtim?

– İmkânsız olarak görmen. Ona imansız demen.

– Yani sadece basit bir imkânsız kelimesi kullandım diye bunlar başıma geldi.

Sadece değil tabi. Ama büyük bir etken oldu diyebiliriz. Daha önce de demiştik. Her an telkinlerle karşı karşıyayız. Bu telkinlerin bir kısmı dışarıdan geldiği gibi bir kısmı da içeriden, kendi sesimizden gelmektedir. Yeteri kadar güçlü ve tekrar edilmiş olan telkinler de beyin tarafından değerlendirilmekte ve “gerçek”miş gibi algılanıp bir “emir” olarak kabul edilmektedir. Yani siz bir şeye karşı çekingen bir tavırla “yapmam imkansız” dediğinizde bu beyin tarafından “yapma –yapama ! ” şeklinde algılanmaktadır. Bu yüzdendir ki beynimiz ve davranışlarımız da o şeyi yapabilmemek için ne gerekiyorsa yapmaya başlayacaktır.

– Aman Allah’ım bu çok daha korkunç bir şeymiş.

– İşte bu korkunç şeye biz kısaca hipnoz diyoruz. Sanıyorum şimdi çok daha iyi anlaşılmıştır, hipnozun ne olduğu ve nende bu kadar hayatımızın içinde sıradan bir durum olduğu düşüncem.

– Evet artık çok daha net oldu. Teşekkür ederim. Çok aydınlatıcı bir sohbetti.

-Sağolun. Benim için de öyle oldu. Bu arada siz ne yöne gidiyordunuz?

– İstanbul’a. Niçin sordunuz?

– Çünkü yaklaşık yarım saattir benim gittiğim yön olan İzmir’e doğru gitmektesiniz. İşte gidecek olduğum dinlenme tesisi de şu ilerde sağda. Orda durabiliriz.

– Nasıl yani? Ben niçin İzmir yönüne döndüm ki şimdi?

Erdal şaşkın halde geri dönerken, Nedim tesise doğru yürümeye devam etti…

http://www.tugaykececi.com

btkececi@gmail.com

——————

(*): Bu yazı, Richard Bach’ın “Hypnotizing Maria” adlı eserinden esinlenerek oluşturulmuştur.

————————

© Copyright  B.Tugay Keçeci – Bu sitede yayınlanan, haber niteliğindeki yazılar hariç, tüm  içerik hakları B.Tugay Keçeci’ye aittir. Herhangi bir şekilde alıntı yapıldığı takdirde “Kaynak: B.Tugay Keçeci – www.tugaykececi.com” ibaresi kullanılmalıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: