Gönderen: tkececi | 2009/12/18

Harika Bir Hayat, Muhteşem Bir Yaşam…


“Kendimizi yararsız bulduğumuzda çok yararlı işler yapmışızdır, sevilmediğimizi sandığımızda sevilmişizdir, değersiz olduğumuzu düşündüğümüzde değerimizi bilenler çıkmıştır. Birçok hayatı aynı anda kımıldatan o sihirli rüzgarı yaratmakta bizim de farkına varmadığımız büyük bir rolümüz olmuştur.”

İnsanoğluyuz hepimiz. Bir günümüz diğerine benzemez çoğu zaman. Bir bakmışsınız sevinç ve mutlulukla doluyken bir diğer gün karamsar bulutlar dolaşıverir üstümüzde…Kimi zaman “İyi ki varım, ben olmasam ne yapacaklardı acaba?” diye düşünürken, kimi zamansa kendimizi değersiz, manasız ve yararsız bulduğumuz zamanlar denk gelir hayatta. Değersiz bulduğumuz, sevilmediğimizi düşündüğümüz zamanlar.

İyi zamanlarla baş etmek kolaydır. En fazla sevinçten haddimizi aştığımız bir zamanda küçük bir fırça ile kendimize geri dönebiliriz. Ya Kendimizi manasız ve yararsız bulduğumuz zamanlarda ne yapmalı?

Takatsiz bir halde hayatın bir kenarına tutunmaya uğraşırken “niye” diye sorarız kendimize, “niye böyle oldu, neden hayatın bir kıyısında yapayalnız kaldım, neden hayallerim gerçekleşmedi?”

İçimizi bir acı kaplar ve kendimizi haksızlığa uğramış gibi hissederiz belki de… Bir yerden, birilerinden bir yardım, bir cevap bekleriz. İnandırıcı bir cevap için bütün ümitlerimizden, hayallerimizden, beklentilerimizden vazgeçmeye bile hazırızdır. Koskoca yeryüzünde yalnızca bizim başımıza geldiğine inandığımız bu insafsızlığın, bu gizli kederin, paylaşılması zor bu acının, bu çaresizliğin bir sebebi olmalıdır.

Öyle bir cevap olmalıdır ki; varlığımızın anlamsızlığına anlam katmalı,  kusurun kimde olduğunu göstermeli ve daha da önemlisi neyi yapmamız gerektiği konusunda adım adım yol göstermelidir bu cevap…

Eğer bu cevap gecikirse, kendimizde kusurlar aramaya devam ederiz. Hatta zamanla kusurun tümüyle bizde olduğuna bile inanırız. Çünkü hangi kusur olduğunu bulursak belki cevaba daha kolay ulaşabileceğimizi düşünürüz.  Yeterince zeki mi değiliz, güzel mi değiliz, bilgili mi değiliz, eğlenceli mi değiliz? Bir süre içinde olsa kabullenmeye hazırız yeter ki adını bilelim kusurumuzun…

Bulacağımız neden bizi üzecek de olsa hiç değilse hayatın bir ritmi, bir düzeni, bir kuralı olduğuna bizi ikna edecektir; bizi rastgele açılmış bir ateşte vurulmuş bir zavallı olmaktan kurtarıp, hiç olmazsa bilerek hedef alınmış biri yapacaktır.

Aslında yazmaya ilk hevesim, izlediğim bir filmden çok etkilenip ‘Bunun gibi bir film de ben yazabilir miyim acaba?’  niyetiyle başlayan amatör senaryo yazarlığıyla başladı denebilir. Senaryo yazma konusunda o kadar başarılı olamadımsa da, bu vesileyle pek çok değerli ve unutulmaz filmi de izleme fırsatı bulmuş oldum. Her biri birbirinden önemli ve değerli onlarca film. İzleyen hemen herkesin tekrar tekrar izlemek isteyeceği türden filmlerdi bunlar. Ben de bunların pek çoğunu defalarca izledim, izlemeye de devam edeceğim elbet. Ama bir film var ki, hem anlatım tarzı, hem de verdiği mesaj olarak zihnimde çok önemli bir yer edinmiş. Bu gerçeği o filmi geçenlerde bir kez daha izlediğimde fark ettim.

Eski, siyah beyaz bir Amerikan filmi. Orijinal adı: İt’s A Wonderfull Life. Harika Bir Hayat diye de tercüme edilebilir.  James Stewart’la Donna Reed’in başrollerini oynadığı, Frank Capra’nın  beklide en güzel filmi. Film bir macera yada aksiyon filmi olmadığından öyle “Dur filmi anlatma” yada “Sakın sonunu söyleme” gibi bir sorunumuzda yok çok şükür.

Baş kahramanımız Stewart, küçük bir kasabadaki fakir bir işadamıdır. Çocukluğundan beri bütün hayali çok zengin olmak ve dünyayı dolaşmak olsa da yaşadığı olaylar yüzünden kasabasını terk edememiş, sonunda babasının pek de parlak olmayan işini devralmak zorunda kalmıştır. Sevdiği bir karısı ve çocukları vardır. Ama işler iyi gitmemektedir. Çok fazla borcu birikmiştir ve yaşadığı hayal kırıklığına bir de borçlar eklenince daha fazla dayanacak gücünün kalmadığını sanarak karlı bir gece arabasına binip, kasabanın biraz ötesinden akan nehrin kıyısındaki bara gider. İyice sarhoş olana kadar içtikten sonra kendini köprünün üzerinden atıverir.

Hikayenin bu noktasında izlemek isteyenler için birazda heyecan ve merak kalması için bazı noktaları atlayacağım. Sonuçta Stew ölmez. Dünyaya geri geldiğinde ona bir de özel görevlendirilmiş acemi bir melek eşlik eder. Polisler Stewart’ı nehirden çıkarıp, az evvel sarhoş olduğu bara geri götürürler. Ama küçük bir değişiklik olmuştur. Az evvel kasabadab eski arkadaşlarıyla birlikte içki içtiği bar, şimdi serserilerin toplandığı, pis bir batakhane olmuştu. Ne Stew kimseyi tanır ne de onlar Stew’i. Çaresiz kasabaya geri döner ama orası da birden değişmiş gibidir. Tüm eski dostları onu tanımayan yabancı gözlerle ona bakmaktadırlar. Kasabanın hali ise içler acısıdır. Kasaba bakımsız, çirkin ve  karanlık bir yer haline gelmiştir. Evine giderken yolda eski bir okul arkadaşını görür. Çok kötü bir haldedir.
Karısı ise bir kütüphanede çalışan zavallı bir yaşlı kız olmuştur. O sulara atlamadan önce ünlü bir adam olarak dünyayı dolaşan erkek kardeşinin ise bir kilisenin bahçesinde mezarı durmaktadır.

Stewart, suya düşmesiyle çıkması arasında geçen bu beş dakikada her şeyin nasıl bu kadar değişebilmiş olduğunu anlayamadan etrafına bakarken bahsi geçen “acemi melek” yanına yaklaşır ve der ki:

– Sen hayatına son vermek istedin ya, ben daha iyisini yaptım, sen hiç bu dünyaya gelmemiş gibi oldun… Sen  olmamış olsaydın ne olacaktı, gör…

Ve sonra tüm bu gördüklerinin neden böyle olduğunun sorar Stew meleğe:
– Kardeşim ne zaman öldü ?
– Sen dokuz yaşındayken o kuyuya düşmüştü ve sen onu kurtarmıştın… Ama ben senin doğumunu iptal edince ve sen hiç doğmayınca onu kurtaracak kimse de olmadı… O yüzden, daha çocukken öldü.
– Peki sınıf arkadaşım neden bu duruma düştü?
– Bir gün o çok parasız kalmıştı, para bulabileceği hiçbir yer yoktu ve sen ona borç vermiştin… Ama sen olmayınca o gece kötü yola düştü ve o zamandan beri öyle kaldı.
– Kasaba niye böyle bakımsız ve korkunç gözüküyor?
– Çünkü sen babanın yerini aldıktan sonra insanlardan para toplayıp kooperatifler kurmuştun, binalar yapmıştın, kasaba gelişmişti… Sen hiç olmadığın için o kooperatif kurulmadı, o binalar yapılmadı, kasaba bakımsız kaldı, o inşaatta çalışıp para kazanan birçok insan para kazanamayıp serseri oldu.

Ben gibi filmi izleyen tüm izleyicilerle birlikte Stewart da, bir insanın farkına varmadan ne kadar çok başka insanın hayatını değiştirebildiğini, onun yaşam özüne değebildiğini, o hayatları varlığıyla değiştirdiğini, en sıradan insanın bile bu hayatta tahmin edemeyeceği ölçüde önemi olduğunu görmüş oldu.

……

Bir domino yığınında bütün taşlar sıra ile dizilir ve sihirli bir dokunuşla ilk  taş devrildiğinde sırayla bütün taşlar devrilerek zincirleme hoş bir aksiyon meydana getirirler.  Ama o bütünü oluşturan parçalardan birini çıkardığınızda ise bütün büyü bozulur. Akış bir anda kesiliverir.
Frank Capra’nın o filminde de, hayatın aynen o domino oyunundaki gibi birbirine değen insanlarla döndüğünü, aradan bir tek insanı bile çıkarıp aldığınızda hayatın dönüşünü etkilediğinizi, birçok olayın farklılaştığını, herkesin sandığından daha büyük bir rolü ve değeri olduğunu anlıyordunuz.

Aslında değersiz ve işlevsiz kimse yoktu.

Stewart, o yaşlı ve tonton “acemi” melek sayesinde bu gerçeği görünce intihar etmekten vazgeçmişti.

Kendisine o kadar manasız ve değersiz gözüken hayatının aslında birçok insan için ne kadar değerli olduğunu kavrıyordu.

O intihar etmekten vazgeçince yeniden her şey eskisine dönüyordu.

….

Kendimizi manasız ve yararsız bulduğumuz zamanlar vardır.

Değersiz olduğumuzu, sevilmediğimizi düşünürüz.

Hayal kırıklıklarıyla dolu hayatımızda neden istediklerimizin hiç gerçekleşmediğini merak ederiz.

Cevaplar ararız. Genellikle de pek bulamayız.

Oysa mutlaka bir cevap vardır aslında.

Kendimizi yararsız bulduğumuzda bile aslında çok yararlı işler yapmışızdır, sevilmediğimizi sandığımızda bile sevilmişizdir, değersiz olduğumuzu düşündüğümüzde dahi değerimizi bilenler çıkmıştır, çıkacaktır.

Birçok hayatı aynı anda kımıldatan o sihirli dokunuşu yaratmakta bizim de farkına varmadığımız büyük bir rolümüz olmuştur.

Tıpkı Stewart’ta olduğu gibi, Yaradan bize de acemi bir melek gönderse ve bizsiz bir hayatın nasıl olacağını gösterseydi, sanırım hepimiz kendimize ve hayata başka türlü bakar hale gelmiş olurduk.  Hatta, o melek bize “istediklerimiz gerçekleştiğinde nasıl bir hayatımız olabileceğini” gösterseydi belki istediklerimizin gerçekleşmemesi için dua ederdik.

Oysa hayatı muhteşem yaşamak için bir meleğin uyarılarına ihtiyacımız yoktur. Bu yaşadığımız hayat, zaten muhteşem bir hayattır.

Cevabı ve sırrı kendi içinde saklıdır.

Ve, o hayatı hep birlikte yaparız.

Bazen rolümüzden şikayet ediyorsak, bu da rolümüzün kıymetini bilemememizdendir.

“Ve Usta onlara dedi ki: “Bir insan Tanrı’ya en çok istediği şeyin, kendisine bedeli ne olursa olsun, ıstırap çeken dünyaya yardım etmek olduğunu söylerse ve Tanrı da ona yanıt verip ne yapması gerektiğini söylerse, o insan kendisine söyleneni yapmalı mıdır?”

“Elbette, Usta!” diye bağırdı kalabalık. “Tanrı istediği taktirde cehennem azabı çekmek bile bir zevktir onun için!”

“Bu azap ne olsa da, bu görev ne kadar güç olsa da mı?”

“Tanrı istemişse asılmak bir şereftir, bir ağaca çivilenip yakılmak insanı yüceltir.” dediler.

Usta kalabalığa “Tanrı sizin yüzünüze konuşsa ve YAŞADIĞIN SÜRECE YERYÜZÜNDE MUTLU OLMANI EMREDİYORUM deseydi, o zaman ne yapardınız?” dedi.

Ve kalabalık sustu, öylece durdukları vadilerden, tepelerden tek ses çıkmadı.”

Mavi Tüy- Richard Bach

© Copyright  B.Tugay Keçeci – Bu sitede yayınlanan, haber niteliğindeki yazılar hariç, tüm  içerik hakları B.Tugay Keçeci’ye aittir. Herhangi bir şekilde alıntı yapıldığı takdirde “Kaynak: B.Tugay Keçeci – www.tugaykececi.com” ibaresi kullanılmalıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: