Söz konusu insan sağlığı ve geleceği olduğunda, hayvanlar üzerinde deneyler yapma konusu, bizleri hep bir ikilemin merkezine götürür: Ahlak ve İnsanlık ikilemi. Bir yandan insanlığın bugünü ve geleceğini korumak ve kurtarmak adına, bilimsel amaçlar için hayvanlar üzerine araştırmalar yapmanın doğruluğunu savunan bir kitleyle, hayvanları bilimsel olarak kesip biçmenin vahşilik olduğuna inanan diğer insanlar arasındaki bu tartışma, bilim tarihi boyunca devam edegelmiştir. Bu durum ister, fare sıçan gibi küçük hayvanlar için olsun, isterse maymunlar gibi daha gelişmiş ileri hayvan türleri için olsun hiç fark etmeksizin aynı doğal tepkiyi almaktadır. Yine de bilim tarihi boyunca hayvan kobayların içlerinde de adını tarihe altın harflerle iletmiş “kahraman” hayvanların varlığı da bilinen bir gerçektir. Bu hayvanlar arasında ilk akla gelen, resmi kayıtlara göre uzaya ilk çıkan canlı olma unvanına sahip olan Laika adlı köpektir. Bundan sonra geçtiğimiz 40 yıl boyunca uzaya köpek, tavşan, maymun, kaplumbağa, örümcek ve fare gibi çok çeşitli hayvanlar da gönderildi. Bunların içinde Albert2 adlı Rhesus cinsi maymun da olmuştur ki, ondan önce gönderilen Albert1 adlı maymun sağ dönememiştir.

İsmi tarihe mal olmuş “kahraman” hayvanları anmaya başladığımızda, bilhassa sinirbilim tarihinde büyük bir çığır açılmasına sebep olan “Silver Spring Maymunları”ndan bahsetmeden geçmek büyük haksızlık olurdu. Zira söz konusu bu maymunlar sadece bilim tarihinde değil, hukuk tarihinde de büyük bir uyanışın öncüsü olmakla bu haklı gururun sahibi olmayı, “kafalarının hakkıyla” kazanmışlardır.


silversipring

Silver Spring Maymunlarına, barındıkları, üzerinde deneylerin yapıldığı ve bu esnada bazılarını ölümü yüzünden büyük hayvan hakları mücadelesinin başlatıldığı küçük Amerikan köyünün adı verilmiştir. O sıralar Washington Üniversitesi’nde 22 yaşlarında bir siyaset bilimi öğrencisi olan Alex Pacheco, Silver Spring Maryland’deki Behavioral Research Institute’süne (Davranışsal Araştırma Enstitüsü) gönüllü araştırmacı olarak çalışmaya başladığında, asıl amacının sinirbilimleriyle ilgili olmadığını, enstitünün baş bilgini Edward Taub da dahil olmak üzere, hiç kimse fark edememişti. Zira Pacheco, aslında üniversite hayatının ilk yıllarından beri ateşli bir hayvan hakları eylemcisi olup, bu uğurda pek çok hareketin bizzat önderliğini yapmıştı. Washington Üniversitesi’ne geldiği günlerde, hayvanlar üzerinde acımasız deneylerin yapıldığı bir biyomedikal laboratuvarın varlığından haberdar olduğu günden beri böylesi bir fırsatı kolluyordu.

 

edward taub

Taub’un Maceraları

Her ne kadar bir psikolog olsa da, sinirbilim alanında çalışmayı kafaya koymuş olan Edward Taub ise, o sıralarda, yakın zaman önce Charles Sherrington tarafından ortaya atılmış, hazmetmesi zor bir konu üzerinde kafa patlatıyordu. O yıl Sherrington ve arkadaşları, bugün artık klasikleşen bir deneylerinin sonuçlarını açıklamışlardı: “Beyin yapısı insanınkine yakın bir maymun türü olan alyanaklı maymunların kollarının üst kısmı veya bacaklarının alt kısmına giden sinirleri uyarısız hale getirilerek (deafferente) hayvanların hissetmesi engellendiğinde, motor korteksleri sağlam olmasına karşın, hayvanlar ilginç bir şekilde duyusuz organlarını hareket ettirmeyi bırakmaktadırlar.” Bu durum ilginçti zira o döneme kadar bütün hareketlerin sensoriyel sinirler ve hissetme kabiliyeti ile değil, motor sinirler ve hareket kabiliyeti gerektirdiği zannedilmekteydi. Ne de olsa bir parmağımız soğuktan uyuştuğundan dolayı birinin dokunmasını eski hassasiyetiyle hissedemesek bile yine de o parmağı hareket ettirebilmekteyizdir. Zaten bu çalışma da yarattığı sansasyon dışında başka bir etki sahibi olamadı ve uzun yıllar boyu şüpheli bir bilgi olarak anılmaya devam etti. Taub’ta bu şüphecilerden biriydi. Zira Taub, Sherrington’un bulgularıyla tamamen zıt sonuçlar almış başka bir çalışmanın olduğunu da biliyordu: H.Munk adlı bir alman bilgin tarafından yapılan o deneyde, sinirleri kesilen maymunlar, hissetmedikleri kollarını kullanarak baya baya yemek yiyebiliyorlardı. Peki hangisi doğruydu? Hayvanların hareket etmesi için hissetmeleri gerekiyor mu yoksa gerekmiyor muydu? İşte tam da bu nedenle Pacheco, Taub’un yanında gönüllü olarak çalışmaya başladığı sıralarda, Taub da maymunların kol ve bacaklarına giden sinirleri kesmekle meşguldü.

ayak-tabaninda-batmalar-noropati

Maymunları üç gruba ayırmıştı. İçlerinde birinin iki kolunun da duyusal sinirlerini keserken, diğer 8 maymunun tek kolunun sinirlerini kesmiş, bir dişi maymun ise kontrol olarak kesilmeden bırakmıştı. Sonuç tam da beklediği gibiydi: Hayvanlar duyu sinirlerinin kesildiği bölgedeki bütün duyularını kaybetmiş, hiçbir hayvan kolunu ya da bacağını hissetmiyordu. Bu nedenle de duyusuz organlarını hiç acı duymadan çiğ çiğ kemirerek yiyorlardı. “Sinirleri kesilen maymunlar, çoğunlukla kendine zarar verme isteği sonucunda, etkilenen organlarına ciddi zarar verme eğilimindedir.” Diye yazmıştı Taub, yayınladığı bir bilimsel makalesinde. Pacheco’nun gördüğü manzara da tam da böyle birşeydi. Gördüğü manzaradan dolayı büyük acılar içinde kalan Pacheco, bir gece laboratuvara gizlice soktuğu veteriner ve primatologlar sayesinde durumu tüm delilleriyle birlikte polis merkezine bildirdi.

 

Pacheco Taub’a karşı

Polisler Taub’un laboratuvarına 11 Eylül 1981 Cuma günü baskın yaptılar. Mahkemeye çıkarılan Taub, 17 kez hayvanlara eziyet etme suçuyla yargılandı. Bu durum her açıdan önemliydi. Zira Taub,  laboratuvar hayvanlarına davranışları yüzünden o zamana kadar cezayi soruşturmaya maruz kalan ilk insan olacaktı.  Aynı zamanda bu dava, hayvan hakları savunucular için de benzer olaylar için örnek olması açısından büyük bir değer taşıyor olacaktı. Her ne kadar sonraki süren temyiz davalarında Taub’un aldığı adli ve para cezası hafifletilmiş olsa da bu olay yüzünden Taub, işini, itibarını ve en önemlisi araştırma fonunu kaybetti.  Bu davanın en beklenmedik sonuçları ise bu olaylardan tam on yıl sonra hiç beklemedik bir şekilde meydana gelecekti. Anlaşılan kozmik şakacının planları daha bitmemişti.

silversipring2

On yıl sonra

Söz konusu laboratuvar baskınından hemen sonra geriye kalan şanslı (!) 17 Silver Spring Maymunu için, birkaç aşamadan sonra Teksas’taki bir primat sığına gönderilmesine karar verildi. Sonrasında değere binen bu maymunlar, oradan oraya taşınarak, tehlikelere karşı korunma turlarına başlamış oldular. Bu arada maymunların bazıları birer ikişer ölmeye başladılar. 1987 yılına gelindiğinde geriye sadece sinirleri kesilen son 8 maymunla tek sağlam olan dişi maymun kalmıştı. Fakat zavallı maymunların yaşadıkları burada bitmeyecekti. 1988 yılında Mortimer Mishkin ve Tim Pons adlı iki sinirbilimci ile Vanderbilt Üniversitesi’nden Preston Garraghty tarafından yapıldığı açıkanan ilginç bir deney, unutulmaya başlanmış Silver Spring Maymunlarının tekrar hatırlanmasına sebep olacaktı.

img5

 

Sahneye Nöroplastisite Çıkıyor

Söz konusu araştırmacılar, yaptıkları deneyde yedi tane maymunun somatosensoriyel kortekslerine ameliyatla müdahele etmişlerdi. (Bu seferki başka maymunlar. ) Amaçları bilhassa elden gelen bilgileri kaydeden bölgeyi yok etmekti. Böylece maymunlar, ellerindeki sinirlerin sağlam olmasına rağmen, ellerine dokunulunca ya da onlar bir yere dokununca hiçbir şey hissetmiyor olacaklardı. Bu tıpkı hatlar sağlam olduğu halde telefonun bozuk olası gibi birşeydi. Hiçbir çağrı duyulmuyordu. Fakat hayvanların ikincil somatosensoriyel kortekslerine dokunulmamıştı. Bu nedenle bu bölge, birincil bölgeden gelen sinyalleri alıp işlemeye hazır halde bekliyordu.

Ameliyattan 6-8 hafta sonra ise, beklenmedik tuhaf şeyler olmaya başlandı.  Başlangıçta ikincil somatosensoriyel korteksin el duyusu almaktan sorumlu olduğu bölge, gelen giden sinyal olmayınca, elden umudunu kesmiş, hayvanların ayaklarından gelen sinyalleri işlemeye başlamıştı. Ayak için ayrılan bölge başlangıçta ikincil somatosensoriyel korteksin % 5-12’sini kaplıyorken, hasardan sonra görev alanını genişletmiş ve % 55-75’ini kaplamaya başlamıştı. Özetle; beyinde el için kullanılan hissel bölge, “korteksin yeniden haritalanması” denilen bir süreçle ayak tarafından ele geçirilmiş gibi görünüyordu. Başlangıçta belirlenmiş bir işlevi olan bölge, birden bire başka bir işlevden sorumluymuş gibi davranmaya başlamıştı.

 

 

Silver Spring Maymunları son kez sahnede

Bu bulguları temel alan üçlü, birkez de Silver Spring maymunları üzerinde çalışma yapmak istediklerini bildirdiler. Zira 3-4 yaşlarında iken sinirleri kesilen bu maymunların beyinlerinin büyük bölümü, on yılı aşkın süredir duyu bilgisi almıyor şekilde bekliyordu. Israrlı talepler sonrası ilgili kuruluş son kez olmak üzere talebi kabul etti. O sıralar iki kolu birden deafferentasyon uygulanan tek maymun olan Billy, ölmek üzereydi. 14 Ocak 1990 günü, anestezi verildikten sonra açık beyin ameliyatı yapılan Billy’nin vücudunun çeşitli yerleri, tüylü fırça ya da pamuklu çubuklarla dokunarak korteks haritalandırılmasına gidildi. Amaç,  somatosensoriyel kortekste hangi noktanın hangi dokunuşu işlediğini bulmaktı. Bekledikleri sonuçsa, bilhassa sinirlerin kesildiği bölge olan kollardan gelen sinirlerin bulunduğu bölgenin ölüm kadar sessiz bir halde duruyor olmasıydı.

Ama gözlenen sonuç, beklenenden çok farklı oldu.  Yüzü fırçalanan Billy’nin hiç beklenmedik şekilde, kollardan sorumlu olan bölgesinde hareketlilik olduğu görüldü. Yüzündeki tüyleri hafifçe oynatmak bile, sessiz bölgede çılgınca nöral tepkiler oluşmasına yetiyordu. Tıpkı ilk çalışmalarında olduğu gibi, Silver Spring Maymunlarının beyni de, kendi yayın frekansından sinyal alamayınca sessiz kalmaya devam bir radyo gibi davranmayıp, kendini en yakındaki başka bir frekansa ayarlayarak yayın almaya devam etmeye başlamış gibi görünüyordu.

Taub tarafından başlatılan Silver Spring efsanesi, Pons ve arkadaşları tarafından sürdürülmüş ve sinirbilim tarihinde nöroplastitenin ne düzeyde gelişmiş olabileceğine dair sarsıcı gerçeklerin gün yüzüne çıkmasına öncülük etmişti. On yıl boyu kendi haklarının savunulduğundan habersiz tek başlarına bırakılan Silver Spring maymunlarının beyinleri, vücutlarından aldıkları ve almadıkları bilgileri yansıtacak şekilde yeniden düzenlenmişti.

1.Bölümün sonu

2.Bölüm: Nöroplastisite Hayalet Uzuvlara El Atıyor

Gönderen: tkececi | 2012/08/15

Ted Video-Başarının 8 Sırrı

 İnsanlar neden başarır? Akıllı olduklarından mı? Yoksa sadece şans mı? Hiçbiri. Analizci Richard St. John, senelerce başarının gerçek sırları üzerine yaptığı röportajları bu 3-dakikalık kaçırılmaması gereken slayt gösterisine sıkıştırıyor.

Gönderen: tkececi | 2012/08/03

X neden bilinmeyen-Ted Video Sunum

‘x’ neden hep bilinmeyendir? Bu kısa ve eglenceli konuşmada Terry Moore bu sorunun ilginç cevabını veriyor. Resmi tıklayarak videoya ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

Gönderen: tkececi | 2012/08/02

günün sözü

Gönderen: tkececi | 2012/08/02

ilginç bir tasarım:koltuk kitaplığı

Older Posts »

Kategoriler